Tıbbi Malpraktis Tazminat Davası: Şartları, Süreci ve Zamanaşımı
Tıbbi malpraktis tazminat davası, hekimin veya hastanenin özen yükümlülüğüne aykırı, tıbbi standarda uymayan hatalı bir uygulaması nedeniyle hastanın zarar görmesi halinde açılan tazminat davasıdır. Özel hastanede tedavi gördüyseniz dava asliye hukuk (tüketici) mahkemesinde hastaneye/hekime, kamu veya üniversite hastanesinde gördüyseniz idare mahkemesinde ilgili idareye karşı açılır. Bu rehberde davanın şartlarını, hangi mahkemede açılacağını, zamanaşımı sürelerini, gerekli belgeleri ve hekimin hukuki sorumluluğunu adım adım açıklıyoruz.
Tıbbi malpraktis nedir, komplikasyondan farkı nedir?
Tıbbi malpraktis (hekim hatası), tıp biliminin ve mesleğin kurallarına aykırı, hekimden beklenen özen ve dikkatin gösterilmemesi sonucu hastada zarar oluşmasıdır. Hukukumuzda buna kusurlu tıbbi uygulama denir. Önemli ayrım şudur: her olumsuz sonuç malpraktis değildir.
- Komplikasyon: Tıbbın kurallarına uygun, özenli bir müdahalede dahi öngörülebilir ama her zaman önlenemeyen istenmeyen sonuçtur. Hekim hastayı bu riske karşı usulüne uygun aydınlattıysa ve müdahale kurallara uygunsa, komplikasyon kural olarak tazminat sorumluluğu doğurmaz.
- Malpraktis (kusur): Hekimin teşhiste, tedavide, ameliyatta veya takipte gerekli özeni göstermemesi, tıbbi standarda aykırı davranmasıdır. Burada kusur ve dolayısıyla sorumluluk vardır.
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, yerleşik Yargıtay uygulamasında vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilir (Türk Borçlar Kanunu m. 502 vd.). Hekim, sonucu (hastanın iyileşmesini) değil; özenli, tıp kurallarına uygun bir çabayı taahhüt eder. Bu nedenle hekimin en hafif kusuru bile sorumluluğunu doğurabilir (TBK m. 506/3). İstisnası, aşağıda ele aldığımız estetik ve saç ekimi gibi işlerdir; bunlar çoğu kez "belli bir sonucu" taahhüt eden eser sözleşmesi sayılır.
Tıbbi malpraktis davasının şartları nelerdir?
Tazminat talebinin kabul edilebilmesi için, haksız fiil ve sözleşmeye aykırılığın genel şartlarına paralel olarak dört unsurun birlikte bulunması gerekir:
- Kusur (özen yükümlülüğünün ihlali): Hekimin/hastanenin teşhis, tedavi, ameliyat, takip veya aydınlatma aşamasında tıbbi standarda aykırı davranması. Bu, davanın kalbidir ve kural olarak bilirkişi/Adli Tıp raporuyla belirlenir.
- Zarar: Hastanın bedensel veya ruhsal bütünlüğünde meydana gelen somut zarar (maluliyet, ek tedavi giderleri, gelir kaybı, ölüm halinde yakınların zararı vb.).
- Uygun illiyet (nedensellik) bağı: Zararın, hekimin kusurlu davranışından kaynaklanmış olması. Hastanın mevcut hastalığından ya da öngörülemez bir komplikasyondan doğan zarar bu bağı koparabilir.
- Hukuka aykırılık: Geçerli aydınlatılmış onam alınmadan yapılan müdahale, müdahale teknik olarak kusursuz yapılsa bile başlı başına hukuka aykırı kabul edilebilir.
Bu unsurlardan herhangi biri eksikse dava reddedilir. Örneğin kusur olsa da zarar yoksa, ya da zarar olsa da kusur kanıtlanamıyorsa tazminat çıkmaz. Bu yüzden dosyanın en başında tıbbi belgelerin bir hukukçu ve hekim gözüyle değerlendirilmesi belirleyicidir. Malpraktis ve iş kazası avukatı ekibimiz, dava açmadan önce dosyanın bu dört unsur yönünden güçlü olup olmadığını inceleyebilir.
Aydınlatılmış onam: hangi durumda dava sebebi olur?
Aydınlatılmış onam (rıza), Türk sağlık hukukunun merkezindedir. Hekim, müdahaleden önce hastaya; girişimin niteliğini, beklenen yararını, önemli risklerini, olası komplikasyonlarını ve makul alternatiflerini hastanın anlayabileceği bir dille açıklamak ve ardından rızasını almak zorundadır. Bu yükümlülüğün dayanağı Hasta Hakları Yönetmeliği (RG 1.8.1998, S. 23420) ve TMK m. 24 (kişilik haklarının korunması) ile Anayasa m. 17'dir.
Sık karşılaşılan ve davaya konu olan hata şudur: matbu bir onam formunun imzalatılması, geçerli aydınlatma yerine geçmez. Riskler ve alternatifler hastaya gerçekten anlatılmadıysa, formda her şey yazsa bile onam hukuken sakat sayılabilir. Bu durumda kusursuz yapılmış bir müdahale dahi, geçerli rıza bulunmadığı için bedensel bütünlüğe hukuka aykırı müdahale olarak değerlendirilebilir.
Aydınlatmanın ispatı kural olarak hekime aittir. Hekim, hastayı usulüne uygun aydınlattığını yazılı belge ve diğer delillerle ortaya koymak zorundadır. Bu yük dağılımı, onam ihlali iddialarını hastalar için güçlü bir dayanak haline getirir.
Hekimin ve hastanenin sorumluluğu nereden doğar?
Hekimin yükümlülükleri 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile ikincil mevzuatta düzenlenir. Hekimden beklenen ölçüt kusursuzluk (mükemmellik) değil, yetkin bir meslektaşın göstereceği özen ve tıbbi standartlara uygunluktur. Temel yükümlülükler şunlardır:
- Yeterli muayene ve teşhis koymak, güncel tıbbi standarda uygun tedaviyi önermek,
- Hastayı usulüne uygun aydınlatıp geçerli onamı almak,
- Eksiksiz ve doğru tıbbi kayıt (dosya, epikriz, görüntüleme) tutmak,
- Sır saklama ve hastanın onurunu gözetme,
- Kendi uzmanlığını aşan durumda sevk/konsültasyon yapmak.
Bu yükümlülüklerin ihlali; olaya göre hukuki (tazminat), idari (disiplin) ve cezai sorumluluk doğurabilir. Özel hastanede çalışan hekimin kusurundan, hastane de istihdam eden sıfatıyla (adam çalıştıranın sorumluluğu ve sözleşmeye aykırılık) birlikte sorumlu olur; bu nedenle özel sektörde dava çoğunlukla hem hekime hem hastaneye yöneltilir. Konunun tazminat boyutunu detaylandırmak için tazminat avukatı sayfamıza bakabilirsiniz.
Hatalı tedavi nedeniyle hangi mahkemede dava açılır?
Bu, dosyanın kaderini belirleyen en kritik sorudur. Yanlış mahkemede açılan dava, görevsizlik/yetkisizlik nedeniyle aylar kaybettirir. Mahkeme, tedavinin nerede ve kim tarafından verildiğine göre değişir:
Özel hastane ve klinikler
Özel hastane veya klinikteki tedavi, hasta ile sağlayıcı arasındaki sözleşmeye dayanır. Hasta aynı zamanda "tüketici" sayıldığından, bu davalar kural olarak Tüketici Mahkemesi'nde (yoksa görevli asliye hukuk mahkemesinde) hastaneye ve/veya hekime karşı açılır. Dayanak, sözleşmeye aykırılık ve haksız fiil yönünden TBK 6098 ile TMK 4721'dir. Hem maddi (tedavi gideri, gelir/kazanç kaybı, maluliyet) hem manevi tazminat istenebilir.
Kamu ve üniversite hastaneleri
Devlet hastanesi veya üniversite hastanesi söz konusuysa, tazminat kural olarak hekime karşı değil, idareye (ilgili kamu kurumuna) karşı idare mahkemesinde "tam yargı davası" yoluyla istenir. Esas, hizmet kusuru ilkesidir: hizmetin geç, kötü veya hiç işlememesi. Yani sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesinden hekim değil, idare sorumlu tutulur. İdarenin ödediği tazminatı hekimden geri alması (rücu) ise ayrı ve sınırlı koşullara bağlanmıştır (aşağıda).
Ceza yargılaması (suç duyurusu)
Ölüm veya yaralanmayla sonuçlanan ağır hatalar, 5237 sayılı TCK kapsamında taksirle yaralama (m. 89) veya taksirle öldürme (m. 85) suçlarını gündeme getirebilir. Tazminat ve ceza yargılaması paralel yürüyebilir. Ancak hekimler yönünden kritik bir usul filtresi vardır: aşağıda açıkladığımız Mesleki Sorumluluk Kurulu izni.
Mesleki Sorumluluk Kurulu izni nedir, davayı engeller mi?
Mesleki Sorumluluk Kurulu, 7406 sayılı Kanunla 2022'de yapılan değişiklikle 3359 sayılı Kanuna eklenen ek 18. madde uyarınca Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulmuştur. Hekime karşı izlenecek yolu belirlerken bilinmesi gereken en önemli usul kuralıdır ve çoğu kişiyi şaşırtır.
Sade bir dille işlevi şudur:
- Hekime karşı ceza soruşturmasını süzer. Kamu, özel veya vakıf üniversitesi ayrımı olmaksızın, bir hekimin tıbbi uygulaması nedeniyle ceza soruşturması başlatılabilmesi için önce Kurul'un izni gerekir. İzin verilmezse soruşturma açılamaz; bu da süreci geciktirir ya da durdurur.
- Kamu hekiminden rücuyu denetler. İdarenin ödediği tazminatın kamu hekiminden geri alınması (rücu), ancak hekimin görevini kötüye kullandığını gösteren kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı varsa ve Kurul kararıyla mümkündür.
Sizin için pratik sonuç şudur: Tazminat davası Kurul iznine bağlı değildir. Kamu hastanesine karşı idare mahkemesindeki tam yargı davası da, özel hastaneye karşı tüketici mahkemesindeki dava da Kurul izni olmadan açılabilir. Sadece hekime karşı kişisel ceza soruşturması bu filtreden geçmek zorundadır. Bu nedenle birçok mağdur, sonuç alma ihtimali daha yüksek olan tazminat yoluna odaklanmaktadır.
Tıbbi malpraktis davasında zamanaşımı süreleri
Zamanaşımı, güçlü bir davayı dahi bitiren en kritik konulardan biridir ve dava türüne göre keskin biçimde değişir. Aşağıdaki tablo genel kuralı özetler; başlangıç anı olaya göre değişebileceğinden mutlaka somut dosyada teyit edilmelidir.
| Dava türü | Zamanaşımı (genel kural) | Dayanak |
|---|---|---|
| Özel hastane / sözleşme (vekâlet) sorumluluğu | 5 yıl | TBK m. 147 |
| Haksız fiil (sözleşme dışı) | Zararı ve failini öğrenmeden itibaren 2 yıl; her halde fiilden itibaren 10 yıl | TBK m. 72 |
| İdareye karşı tam yargı davası (kamu/üniversite hastanesi) | İdareye yazılı başvurudan sonra kural olarak 1 yıl içinde; üst sınır 5 yıl | İYUK m. 13 ve m. 11 |
İki önemli incelik: Birincisi, fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa, daha uzun olan ceza zamanaşımı ilgili haksız fiil tazminatına da uygulanabilir (TBK m. 72/1 son cümle). İkincisi, sürenin başlangıcı çoğu zaman zararın öğrenildiği andır; gizli kalan veya sonradan ortaya çıkan zararlarda bu tarih ileri kayabilir.
Kusur nasıl ispatlanır? Adli Tıp ve bilirkişi raporu
Tıbbi malpraktis davaları büyük ölçüde uzman delili üzerinden kazanılır veya kaybedilir. Mahkeme tıbbi kusuru kendi başına takdir etmez; bilirkişi atar. Adli Tıp Kurumu (ATK), üniversitelerin ilgili anabilim dalları veya mahkemece atanan bilirkişi heyetleri; tedavinin kabul gören standardın altında kalıp kalmadığını (kusur) ve bu eksikliğin zarara yol açıp açmadığını (illiyet) değerlendirir.
Bu nedenle delil toplama davanın kaderini belirler. Şu belgeler kritik önemdedir:
- Hasta dosyası, epikriz, ameliyat ve anestezi notları, hemşire gözlem formları,
- Tüm görüntüleme ve tahlil sonuçları (röntgen, MR, BT, patoloji),
- Aydınlatılmış onam formları ve bilgilendirme broşürleri,
- Reçeteler, fatura ve ödeme belgeleri, sevk kayıtları,
- Zamanı net gösteren bir kronoloji (ne, ne zaman yapıldı).
HMK 6100 uyarınca eksik veya çelişkili raporlara karşı itiraz edip ek rapor veya yeni heyetten rapor talep etmek mümkündür. Raporun bilimsel dayanaktan yoksun, gerekçesiz ya da denetime elverişsiz olması, hükme esas alınmaması için güçlü bir gerekçedir.
Hangi tazminat kalemleri istenebilir?
Türk hukukunda tazminat iki ana başlık altında istenir:
- Maddi tazminat: Belgelenebilen mali zarar. Düzeltici/yeni tedavi giderleri, yol ve bakım masrafları, çalışılamayan dönemdeki gelir kaybı ve kalıcı maluliyet halinde iş gücü/kazanç kaybı bu kapsamdadır. Maluliyet oranı genellikle ATK veya yetkili sağlık kurullarınca belirlenir ve hesaplama buna göre yapılır.
- Manevi tazminat: Çekilen acı, elem ve yaşam kalitesindeki bozulma için ödenen, parayla ölçülemeyen tazminattır (TBK m. 56). Tutarı, kusurun ve zararın ağırlığına göre hâkim takdir eder; amaç zenginleşme değil, manevi tatmindir.
Ölüm halinde, ölenin desteğinden yoksun kalan yakınlar destekten yoksun kalma tazminatı (TBK m. 53) ve manevi tazminat (TBK m. 56/2) talep edebilir. Tazminat hesapları genellikle aktüer bilirkişi marifetiyle yapılır; bu nedenle gelir, maluliyet ve bakiye ömür verilerinin doğru ortaya konması belirleyicidir.
Estetik, saç ekimi ve diş tedavisinde sorumluluk farkı
Uygulamada en yoğun uyuşmazlık estetik ve diş işlerinde çıkar: saç ekimi, plastik/estetik cerrahi ve diş tedavisi. Bu dosyaları iki özellik farklılaştırır:
- Sözleşmenin niteliği: Salt tıbbi zorunluluktan değil, görünümü iyileştirmekten doğan estetik işlerde Yargıtay, ilişkiyi çoğu kez vekâlet değil eser (iş görme) sözleşmesi olarak nitelendirir (TBK m. 470 vd.). Eser sözleşmesinde hekim belli bir sonucu taahhüt eder; vaat edilen sonuç (ör. doğal görünümlü saç çizgisi, hedeflenen estetik görünüm) elde edilemezse ayıp ve sorumluluk gündeme gelir. Bu nitelendirme, hem sorumluluğun ağırlığını hem zamanaşımını etkileyebilir.
- Sorumlunun kim olduğu: Tedavi bir aracı kuruluş/organizasyon üzerinden paket olarak satıldıysa; klinik, hekim ve aracı arasında sorumluluğun kime ait olduğu merkezi sorun haline gelir.
Bu uyuşmazlıklarda reklam ve paket içeriği, sözleşme metni, tüm onam formları ve öncesi/sonrası kayıtlar belirleyicidir; mutlaka saklayın. Sözleşmesel hak ve yükümlülüklerin değerlendirilmesi için sözleşme avukatı ve tazminat avukatı desteği birlikte değer kazanır.
Dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk ve idari başvuru
Tıbbi malpraktis tazminatında, dava açmadan önce tamamlanması gereken bir ön koşul olup olmadığı, talebin nasıl ve kime karşı kurulduğuna bağlıdır:
- Tüketici uyuşmazlığı (özel hastane): Hasta-sağlayıcı ilişkisi tüketici işlemi sayıldığında, 6502 sayılı TKHK ve ilgili düzenlemeler uyarınca dava şartı arabuluculuk gündeme gelebilir. Arabuluculuğa başvurmadan açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilebilir.
- İdareye karşı tam yargı davası (kamu/üniversite hastanesi): İYUK m. 13 uyarınca, dava açmadan önce idareye yazılı başvuru yapılması ve sürelerin buna göre işletilmesi gerekir.
Talebin hangi hukuki rejime girdiği (tüketici / genel sözleşme / idari) en başta doğru belirlenmelidir; yanlış usulde dosya açmak aylar kaybettirir. Bu nedenle dava yolunun ve ön koşulların en baştan netleştirilmesi önemlidir.
Dava için gerekli belgeler ve izlenecek adımlar
Tıbbi malpraktis dosyası, düzenli bir delil hazırlığıyla başlar. Pratikte hemen her dosyada tekrarlayan adımlar şunlardır:
- Tıbbi dosyanın temini: Hasta dosyanızı, epikrizi, ameliyat/anestezi notlarını ve tüm görüntülemeleri hastaneden talep edin. Hastanın kendi dosyasına erişim hakkı vardır.
- Onam ve bilgilendirme belgeleri: İmzaladığınız tüm onam formları ve broşürler.
- Mali belgeler: Fatura, ödeme dekontları, ek tedavi giderleri ve gelir kaybını gösteren belgeler.
- Maluliyet/zarar tespiti: Gerektiğinde sağlık kurulu raporu; dava içinde ATK veya bilirkişi raporuyla netleşir.
- Doğru forum ve süre tespiti: Özel mi kamu mu olduğuna göre görevli/yetkili mahkeme ve zamanaşımının belirlenmesi.
Süreç ana hatlarıyla; delil toplama, varsa zorunlu arabuluculuk/idari başvuru, dava dilekçesinin hazırlanması, bilirkişi/Adli Tıp incelemesi, gerekirse rapora itiraz ve hüküm aşamalarından oluşur. Sürecin doğru kurgulanması için en baştan hukuki danışmanlık almanız ve dilekçelerin titizlikle hazırlanması önerilir.
Hasta hakları ihlalinde idari şikâyet ve denetim yolları
Tazminat dışında, hasta hakları ihlalleri için idari ve mesleki denetim yolları da mevcuttur. Bunlar tazminat davasının yerine geçmez ama paralel yürütülebilir:
- Hasta Hakları Birimi: Hastanelerde bulunan hasta hakları birimine başvurarak ihlali bildirebilirsiniz.
- İl Sağlık Müdürlüğü: Sağlık Bakanlığı'nın taşra teşkilatı, tesisleri denetler, şikâyetleri inceler ve idari yaptırım uygulayabilir.
- Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları: Hekimin mesleki/etik kurallara aykırılığı yönünden disiplin süreci işletebilir.
- CİMER ve Bakanlık şikâyet kanalları: İdari süreci başlatmak için kullanılabilir.
Her yolun kendi usulü ve süresi vardır. Sözleşme, haksız fiil ve idari talepler farklı takvimlerde işlediğinden, ihlalden kuşkulandığınız anda dosyanın bütününü değerlendirmek en sağlıklısıdır. Kişisel sağlık verilerinizin hukuka aykırı işlenmesi söz konusuysa, 6698 sayılı KVKK kapsamında ayrıca KVKK ve bilişim avukatı desteğiyle Kurula şikâyet ve tazminat yolları gündeme gelebilir.
Sıkça sorulan sorular
Tıbbi malpraktis tazminat davası nasıl açılır?
Önce hatalı tedavinin nerede yapıldığı belirlenir. Özel hastane/klinikte ise dava, hastane ve/veya hekime karşı tüketici (yoksa asliye hukuk) mahkemesinde; kamu veya üniversite hastanesinde ise ilgili idareye karşı idare mahkemesinde tam yargı davası olarak açılır. Dava öncesinde tıbbi dosya ve onam belgeleri toplanır, gerekiyorsa zorunlu arabuluculuk veya idareye yazılı başvuru tamamlanır, ardından dilekçe sunulur. Kusur, bilirkişi ve Adli Tıp raporlarıyla incelenir.
Hatalı tedavide hangi mahkemeye dava açılır?
Özel hastane ve kliniklerde tüketici/asliye hukuk mahkemesi, kamu ve üniversite hastanelerinde ise idare mahkemesi görevlidir. Kamu hastanesinde tazminat hekime değil, hizmet kusuru ilkesi gereği idareye karşı istenir. Suç oluşturan ağır hatalar yönünden ayrıca ceza yargılaması gündeme gelebilir; ancak hekime karşı ceza soruşturması için önce Mesleki Sorumluluk Kurulu izni gerekir.
Malpraktis davasında zamanaşımı kaç yıldır?
Genel kural olarak özel hastaneye karşı sözleşme (vekâlet) sorumluluğunda 5 yıl (TBK m. 147), haksız fiilde zararı ve faili öğrenmeden itibaren 2 yıl ve her halde fiilden itibaren 10 yıl (TBK m. 72), idareye karşı tam yargı davasında ise idareye yazılı başvurudan sonra kural olarak 1 yıl, üst sınır 5 yıldır (İYUK m. 13). Fiil suç da oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanabilir. Başlangıç anı dosyaya özgü olduğundan erken danışmanlık önemlidir.
Komplikasyon ile tıbbi hata (malpraktis) arasındaki fark nedir?
Komplikasyon, tıbbın kurallarına uygun ve özenli bir müdahalede dahi öngörülebilen ama her zaman önlenemeyen istenmeyen sonuçtur; hasta usulüne uygun aydınlatılmışsa kural olarak tazminat doğurmaz. Malpraktis ise hekimin gerekli özeni göstermemesi, tıbbi standarda aykırı davranmasıdır ve kusur bulunduğu için sorumluluk doğar. Ayrım, çoğu zaman bilirkişi ve Adli Tıp raporuyla netleşir.
İmzaladığım onam formu hekimi tüm sorumluluktan kurtarır mı?
Hayır. Matbu bir onam formunu imzalamak, geçerli aydınlatılmış onamla aynı şey değildir. Hekim; riskleri, yararları ve alternatifleri hastanın anlayabileceği biçimde açıklamak zorundadır. Gerçek bir bilgilendirme yapılmadıysa, formda her şey yazsa bile onam hukuken sakat sayılabilir ve müdahale kusursuz yapılsa dahi hukuka aykırı kabul edilebilir. Aydınlatmanın yapıldığını ispat yükü kural olarak hekimdedir.
Kamu hastanesinde zarar gördüm; davayı hekime mi idareye mi açacağım?
Kural olarak idareye açarsınız. Devlet ve üniversite hastanelerindeki tedaviden doğan tazminat, hizmet kusuru ilkesi gereği bireysel hekime değil, ilgili idareye karşı idare mahkemesinde tam yargı davasıyla istenir. Hekime karşı kişisel ceza soruşturması ise ayrı bir konudur ve Mesleki Sorumluluk Kurulu iznine bağlıdır. Tazminat davası bu izinden etkilenmez.
Mesleki Sorumluluk Kurulu izni tazminat davamı durdurur mu?
Hayır. Mesleki Sorumluluk Kurulu izni yalnızca hekime karşı ceza soruşturması açılması için gereklidir. Özel hastaneye karşı tüketici/asliye hukuk mahkemesindeki ya da kamu hastanesine karşı idare mahkemesindeki tazminat davası bu izne bağlı değildir; izin alınmasa dahi tazminat yolu açıktır. Bu nedenle birçok mağdur, sonuç alma olasılığı daha yüksek olan tazminat yoluna odaklanır.
Tıbbi malpraktis davasında hangi tazminatları isteyebilirim?
Maddi tazminat kapsamında düzeltici/yeni tedavi giderleri, yol ve bakım masrafları, gelir kaybı ve kalıcı maluliyet halinde iş gücü/kazanç kaybı istenebilir. Manevi tazminat ise çekilen acı ve yaşam kalitesindeki bozulma için talep edilir ve tutarını hâkim takdir eder. Ölüm halinde yakınlar destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talep edebilir.
Saç ekimi veya estetik ameliyat sonrası dava açabilir miyim?
Açabilirsiniz. Saç ekimi, estetik cerrahi ve benzeri görünüm odaklı işlerde Yargıtay ilişkiyi çoğu kez eser sözleşmesi olarak niteler; bu durumda hekim belli bir sonucu taahhüt eder ve vaat edilen sonuç sağlanmazsa ayıp ve sorumluluk gündeme gelir. Reklam/paket içeriği, sözleşme, onam formları ve öncesi/sonrası kayıtları saklamanız bu davalarda belirleyicidir. Tedavi bir aracı üzerinden alındıysa sorumlunun kim olduğu da ayrıca değerlendirilir.
Malpraktis davası açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu mu?
Talebin niteliğine bağlıdır. Özel hastaneyle ilişki tüketici işlemi sayıldığında dava şartı arabuluculuk gündeme gelebilir ve bu adım atlanırsa dava usulden reddedilebilir. Kamu/üniversite hastanesine karşı tam yargı davasında ise arabuluculuk değil, İYUK m. 13 uyarınca önce idareye yazılı başvuru gerekir. Doğru usulün en baştan belirlenmesi zaman kaybını önler.